AHMED
DAVUDOĞLU
424 -
429 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Hadis-i Şerif Mesih b.
Meryem ile Mesih-i Deccal'ın farklarını bildirmek için vârid olmuştur. Yahya'nın
rivayetinde tasrih edilmemiş olsa da ondan sonraki Muhammed b. İshâk rivayetinden
anlaşılıyor ki Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) îsâ (Aleyhisselâm) ile
Deccal'ı rüyasında Kâbe'yi tavaf ederlerken görmüşlerdir. Nevevî 'nin beyanına
göre; Beytullah'a Kabe ismi verilmesi yüksek ve dört köşe olduğu içindir.
Araplar dört köşeli olan her eve Kabe derler.
Limme: Kulakların
yumuşağına kadar salınan saç demektir. Omuzlara kadar inen saçlara cümme
derler. Hadiste «İki zat'a yahut iki zat'ın omuzlarına dayanarak» denilmesi
râvi şekk ettiği içindir.
«Üzerlerinden su
damlıyordu» ibaresi hakkında Kaadî Iyaz şunları söylüyor: «Bu ibareden zahiri
mâna yani saçlarını yeni taradığı için üzerlerinden henüz su damlıyordu mânası
kasdedilmiş olabilir. Fakat bence bundan murâd İsâ (Aleyhisselâm)'ın yüzünün
parlaklığı ve güzelliğidir. İbare onun güzelliği için istiare edilmiştir» Kaadî
Bâkî, ise zahiri mânayı tercih etmiştir. İsâ (Aleyhisselâm) in tavafı hakkında
yine Kaadî İyâz şöyle diyor: «Eğer Resulullâh (Sallallahu Aleyhi 'e Sellem) 'in
Hz. İsâ'yı görüşü rüya değil de hakikatse onun bu tavafı hakikattir. Çünkü İsâ
(Aleyhisselâm) ölmemiştir. İbni Ömer'in rivayetinde bizzat İbni Ömer 'in tenbih
ettiği gibi rüyada görmüşse bu da bir ihtimaldir. Deccal'in Kabe'yi tavafıda
rüya halinde olduğuna hamledilir. Çünkü Deccal'ın Mekke ve Medine 'ye girmiyeceği
Sahîh hadiste vârid olmuştur. Bununla beraber Malîk 'in rivayetinde Deccal'in
tavafından bahsedilmemiştir. Şöyle de denilebilir. Deccal'ın Medine 'ye
girmesinin haram kılınması fitne çıkardığı zamana mahsustur. Allahu Alem.»
Mesih meselesine gelince:
Mesih hem İsa (Aleyhisselâm)'ın hemde Deccal'ın sıfatıdır. İsâ (Aleyhisselâm)
'a niçin Mesih denildiği ulemâ arasında ihtilaflıdır. Vahidi 'nin nakline göre;
Ebu Übeyd ile Leys bu kelimenin esas itibari ile İbranî olduğunu İbrani'de
mesihâ şeklinde telâffuz edildiğini Arapların onu biraz değiştirerek Mesih
şeklinde telâffuz ettiklerini, nitekim Musa'nın da aslı İbranîde Musa yahut
Mişâ olup Arapların Musa dediklerini söylemişlerdir. Bu takdirde kelime müştak
değil cârnid bir isimdir. Fakat yine Vahidinin beyanına göre ekseri ulemâ bu
kelimenin müştak olduğuna kaildirler, Cumhurun kavlide budur. Fakat hangi
kelimeden müştak olduğu ihtilaflıdır. İbni Abbas (Radıyallahu Anh)'dan. rivayet
edildiğine göre; mesihden müştaktır. Çünkü İsâ (Aleyhisselâm) hangi hastaya
dokunsa; o hasta iyileşirdi. İbnu'l A'râbî ile diğer bazı ulemâya göre Mesih:
Sıddık demektir. Bazıları Hz. İsâ'nın ayakları dümdüz olup çukurları
bulunmadığı için kendisine Mesih denildiğini diğer bazıları Zekeriyya
(Aleyhisselâm) ona eliyle dokunduğu için kendisine bu isim verildiğini
söylemişlerdir. Yeryüzünde Mesh ettiği yani seyahatta bulunduğu için Mesih
denildiğini iddia edenler bulunduğu gibi doğarken vücudu yağla kaplı bulunduğu
için kendisine bu isim verildiğini söyleyenlerde vardır. Aynî Hz. İsâ'ya niçin
Mesih denildiği hususunda yirmi üç kavil bulunduğunu ve bunları bir eserinde
topladığını bildiriyor. Kamus sahibi bu kavilleri elli'ye çıkarmıştır. Rağıp :
Müfredatında şöyle demektedir. «Mesh: Aslında bir şey üzerine elini sürmek ve
bir şeyden eseri gidermektir.>
Deccal'a Mesih denilmesi
bazılarına göre gözü silik yani dümdüz olduğu içindir. Diğer bazılarına göre;
gözü kör olduğu için Mesih denilmiştir. Zira bir gözü kör olanlara mesih
derler. «Deccal çıktığı zaman yeryüzünü dolaşacağı için ona bu isim
verilmiştir.» diyenler bulunduğu gibi daha başka sebepler gösterenlerde
olmuştur Aynî, Deccal'a Mesih denilmesi hususunda beş, Deccal denilmesi
hususunda on kavil bulunduğunu ve bunları «Zeynü'l-Mecalis» namındaki kitabında
birer birer saydığını söyler
Kaadî İyâz diyor ki:
«İsa (A.S.) hakkında kullanılan Mesih kelimesinin Mesih şeklinde okunacağı
hususundu ravilerden hiç birinin hilafı yoktur. Fakat bu kelimenin Deccal
hakkında ne şekilde okunacağı ihtilaflıdır. Ekseri ulemâya göre İsâ (A.S.)
hakkında nasıl okunursa Deccal hakkında da öyle okunur. Lafız itibari ile
aralarında fark yoktur. Yalnız İsâ (Aleyhisselâm) Mesih-i Hidâyet, Deccal ise,
Mesih-i Dalâlet'tir. Bazı râviler bu kelimeyi Deccal hakkında «Missih» şeklinde
rivayet etmişlerdir. Bu takdirde kelime noktalı ha ile yazılır. Bir takımları
da Misîh şeklinde rivayet etmişlerdir. Allahu A'lem»
Hadis-i şerif'te Deccal
hakkında Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Ca'd, Katat» tabirlerini
kullanmıştır. Meşhur olan rivayet buysada Kaadî İyâz, Katat kelimesinin katıt
şeklinde de rivayet edildiğini söyler. Bunun mânası saçı fazla kıvırcık
demektir. Herevî 'nin beyanına göre Ca'd kelimesi erkekler hakkında hem medih
hem de zem için kullanılır. Zemm için kullanılırsa biri kısa ve mütereddit
diğeri de bahil ve cimri mânasına olmak üzere iki şekilde kullanılır. Araplar
«câ'du'I-Yedeyn» ve «Ca'dü'l-Esâbi'» derler. Bunlardan cimri mânasinı
kastederler. Bu kelime medih hususunda kullanıldığı zaman dahi iki mânaya
gelir. Biri Ahlâkî şiddetli, diğeri saçları kıvırcık demektir. Kıvırcık saçın
medih sayılması düz saç acemlere yani arap olmayan milletlere mahsus
olduğundandır. Kaadî İyâz diyor ki: «Herevi'den başkalarına göre Ca'd Deccal
hakkında zem, İsâ (Aleyhisselâm), hakkında ise medih sıfatıdır.»
Hadis-i şerifte zikri
geçen tâfiye kelimesi hemze ile «tâfie» şeklindede rivayet olunmuştur. Bu
takdirde mâna; gözünün nuru gitmiş, kör olmuş demektir. Tâfiye şeklinde
okunduğuna göre ise; gözü fırlamış anadan uğramış manasınadır.
Kaadî îyâz (Rahimehullah)
: «Bize bu kelime ekseri üstadlarımızdan hemzesiz olarak rivayet edilmiştir.
Ekserisinin sahih gördüğü rivayette budur. Ahfeş 'te buna zahib olmuştur.
Mânası: Deccal' 'ın gözü iri üzüm
danesinin diğer üzüm daneleri arasından dışarıya taştığı gibi çıkmış anadan
uğramış demektir. Mezkur kelimeyi üstadlarımızdan bazıiarı hemze İle
zapdetmişsede diğerleri bunu kabul etmemiştir. Fakat kabul etmemeğe bir sebep
yoktur. Çünkü hadis-i şerifte Deccal'in silik gözlü olduğu, gözünün çukur veya
çıkık değil sönük olduğu yani kör olduğu tavsif buyurulmuştur. İşte suyu akan
bir üzüm danesinin sıfatıda budur. Bu tavsif, kelimenin hemze ile okunmasının
doğru olduğunu gösterir.» diyor.
Deccal'ın bu rivayette
sağ gözünün, başka bir rivayette sol gözünün kör olduğu bildirilmesi her iki
gözünün sakatlığmdandır. Çünkü Araplar sakat olan her şeye ba husus sakat göze
a'ver derler. Deccal'in İki gözü'de sakattır. Biri tamamiyle kör diğeri anadan
uğramış çıkıktır. Sakat bir kimse ---Haşa---- Allah lık dâvasında bulunursa
yalancı olduğunu her kes anlar.
Hadisin Muhammed b.
İshâk rivayetinde: «Şüphesiz ki Allah Tebareke ve Teâlâ tek gözlü değildir.
Dikkat edin ki Mesih Deccal sağ gözü kör (bîr herif) dür.» buyurulmaktadır.
Bundan murâd : Allah Teâlâ
bütün noksanlıklardan ve yaratılmaktan münezzehdir. Deccal'sa hem mahluk hemde
sakattır. Binaenaleyh bunu böyle bilmeniz ve başkalarına da böyle öğretmeniz
icap eder.
Tâki halk Deccal'ın
verdiği hayal ve kuruntulara ve onun fitnelerine aldanmasın demektir.
Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem)'e Beyt-i Makdîs'in gösterilmesi iki suretle olabilir. Ya onu
görebileceği bir yere götürülmüş; sonra tekrar yerine iade edilmişdir. Yahud
Beyt-i Makdîs'in misâli gözünün önüne getirilmişdir. Birinci ihtimal daha kuvvetli
görülmüştür. Çünkü mu'cize hakkında daha beliğdir. Bir anda Belkıs'ın tahtını
Hz. Süleyman'a getiren Allahu Azimüşsan şüphesiz ki buna da kadirdir.
Hadisin Züheyr b. Harb
rivayetinde: «Baktım ki Musa kalkmış namaz kılıyor. .» buyrulmuştur. Semâdaki
Nebilerin Haccedip namaz kılmalarından muradın ne olduğu az yukarıda geçen İsrâ
hadisinde görülmüştü. Burada Kaadî-İyâz Şunları söylüyor: «Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Beyt-i Makdis'te Nebilere namaz kıldırdığı ve mertebelerine
göre göklerde gördüğü zevat kendisine selâm vererek hoşbeşte bulundukları halde
acaba Musa (A.S.)'ı kabrinde namaz kılarken nasıl gördü? denilirse, bunun
cevabı şudur. İhtimâlki Musa (Aleyhisselâm) 'ı Kesîb-i Ahmer yanındaki kabrinde
görmesi göklere çıkmazdan evvel Beyt-i Makdis yolunda olmuş sonra Musa
(Aleyhisselâm) ondan önce semâya çıkmıştır. Yahut Nebilerle bir araya gelerek
namaz kıldırması ve Hz. Musa'yı görmesi Sidretü'l-Münteha'dan döndükten sonra
vuku bulmuştur...» Fakat Übbî bu son cevabı beğenmemiştir.
Muhakkaktır ki Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in İsra gecesi Nebileri görmesi biri Kudüs'de
diğeri göklerde olmak üzere iki defa vâkî olmuşdur. Kudüs'de Nebilere
kıldırdığı namaz ya tahiyye namazı yahud hassaten Mi'rac namazıdır. Bu namazın
göklerden indikten sonra kılınmış olması ihtimal ise de çıkmadan kılınması
ihtimâli daha kuvvetli görülmüştür.
Yine Übbî: «Resulullâh
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Deccal'i İbnî Katan'a benzetmesi İbnî Katan
hakkında zemm değildir. Maamafih Buhârî'de İbnî Katan'in kâfir olduğu
zikredilmektedir. Binaenaleyh zemm olsada bir şey lâzım gelmez. Çünkü kâfirin
zemmî mubahtır.» diyor.
Kuteybetu'bnü Sa'id
rivayetinde zikri geçen Hıcr'den murâd Hatim'dir. Hatim, Kabe'nin dışında
bırakılan ve yarım daire şeklinde alçak bir duvarla çevrilen kısımdır. Vaktiyle
Kabe inşa edilirken malzeme kifayet etmemiş onun için bu kısım dışarda
bırakılmıştır. Fakat hükmen Kabe'nin içinden sayıldığından tavaf Hâtim'in
dışından yapılır.
Gerek Resulullâh
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in gerekse İsâ (Aleyhisselâm)'m iki kişinin
omuzlarına dayanarak tavaf etmeleriyle bilistidlâl bazıları bir şeye binerek
tavaf etmeyi caiz görmüşlersede ulemâ Özürsüz olanlara bunu mekruh görmüştür.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in başkasının yardımı ile tavaf etmesi bir
özüre mebni idi. Yahut insanlara görünerek hac ibadetlerini öğretmek için binek
üzerinde tavaf etmişti. İsâ (Aleyhisselâm)'ın tavafı da Özre mebni idi. Yahut
bir rüyadan.ibaretti. Birde onun şeriatı bizim şeriatımızdan başka idi. Bize
onun şeriatına tabi olmak vacip değildir.